Hagi ile beraber benim şahit olduğum en önemli iki Galatasaray efsanesinden birdir Fatih Terim. İlk ayrılığı onun anlaşılabilir, hatta takdire şayan bir hevesinin sonucuydu. İkincisinde is olmamıştı işe, eğrisi doğrusuna denk gelmemil, Galatasaray para bulamamış, Fatih Terim parasız yapamamıştı. Üçüncü ayrılığı en garip olanıdır, her şey günlük güneşlikken birileri bir çomak soktu. Bence, Fatih Hoca ne yazık ki bir Galatasaraylı gibi davranmadı. Dedim ya Hagi ile beraber en büyük diye, 20 gün önce sorulsaydı yalnızca en büyük derdim, tam da bu yüzden.
Kim haklı kim haksız, ne yaptı ne yapmadı derken iyice tatsız bir hal alan Galatasaray Fatih Terim ilişkisi, en azından resmi ilişkisi bitti.
Günlerdir medyada Galatasaray'a kara çalma yarışı var. Komplo senaryoları da yazılabilir bu haberler hakkında, haklı dayanaklar da var yazmak için. Komplo yazmadan, basitçe basının tabiatına da verilebilir. Sonuçta, onların dikkat çekecek haberlere ihtiyacı var. Siz de hakkınızı koruyamayacak kadar güçsüzseniz, kolayca birbirinize düşürülebilir bir topluluksanız sizden güzel "haber" olmaz, gerçek bir habere bile ihtiyaç yok "haber" olmanız için.
Ben Fatih Terim'in gönderilme biçiminden çok Fatih Terim'in "ayrılma" biçimini yanlış bulan biriyim. Fatih Terim'in şişen egosuyla hem Galatasaray'ı hem Milli Takımı beraber yönetme hırsına kapıldığını, yönetimin de eli kolu bağlı kalmasına güvendiğini düşünüyorum.
Yönetim en başta neden izin verdi sorularını ise anlamsız buluyorum. Galatasaray Yönetimi'nin Demirören'in ricasını kırmamak gibi bir gayesi yoktur, olamaz. Demirören'in de zaten Terim'i aklına bile getirmemiş olduğu, Denizli'yi düşündüğü bir çoklarınca yazıldı. Yönetim, burada benim yazmaktan çekindiklerimi milyonlara söyleyecek kadar toy değildir. Özetle, hem kişisel menfaatleri hem Galatasaray'ın menfaatleri için bu teklifi kabul etmeleri gerekiyordu, ettiler. Cesur medyamız Galatasaray'ın içinde yaşanan her "gerçek"ten, yada gerçek olma ihtimali bulunan her tür spekülasyondan halkı haberdar ederken, hem de bunu en çok ziyaret edilen haber sitelerinin manşetlerini kullanarak yaparken bunu nasıl ıskaladı acaba? Neden ısıtıp ısıtıp önümüze koymadı, bu "rica"nın reddedilememe sebebini?
Bütün bunlar olurken Galatasaray'ın başına gelenlere yol açanları belirleyen denklemin içinde benim için yalnızca bir Galatasaraylı vardı: Fatih Terim.
En başta, çıkıp "Ben Milli Takımı reddedemeyeceğim, isterseniz sezon sonuna kadar ben göreve devam edeyim siz de bu arada hazırlıklarınızı yapın" demediği için. Bugün ise kameraların önüne çıkıp, "Galatasaray'dan ayrılmam gerekti, benim veya başka birinin kabahatiyle bunun böyle olması gerekti. Bugün artık bir Galatasaraylı olarak bu konunun uzatılmasında kasıt görüyorum. Benim Galatasaray'a karşı kırgınlığım yoktur, olamaz da. Galatasaray'ın benim üzerimdeki hakkı benim Galatasaray üzerinde sahip olduğum hakkın misliyledir. Bugün de Galatasaray benim için en değerlidir." demediği, diyemediği; bin türlü haber çıkarken iki kelimesiyle taraftarın gazını almaktan imtina ettiği içindir.
Ünal Aysal'ın Başkanlıktan ayrılmasının lafları ediliyor. Bazıları bunun ne anlama geldiğini bilmeyebilir, bazıları zaten ne anlama geldiğini bildikleri için isteyebilir, bazılarıysa Ünal Aysal'a garezleri nedeniyle bunu isteyebilir. Bu ihtimal yalnızca Galatasaray değil Türkiye Ligi için de hayallerin başka bahara ertelenmesi anlamına geliyor. Ünal Aysal gitsin de Fenerbahçe lehine yaptığı faaliyetler ahlaki sınırların fersah fersah dışına çıkan Mehmet Ali Aydınlar'ı bile "Fenerbahçe aleyhine davranmak"la suçlayan açgözlü ve kendini hep haklı gören ahlak yoksunları; kültürden, ahlaktan akla gelebilecek aşağı yukarı her tür erdemden sıyrılmış, akla gelebilecek her tür payeye karşı sonsuz bir açlık duyan, bu uğurda her tür taklayı atabilecek, "ilke"nin ne anlama geldiğini bilmeyen, tutarsız ve arsız ama zengin ve "işbilir" insanlar "Türk Futbol"unu yönetsin.
Basından bir kaç güzelleme:
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder